Taylan Kulaçoğlu, Hayko’yu anlatıyor!

0


Hayko Bağdat, Adnan Hoca namıyla bilinen şarlatanın verdiği yemeğe bile koşa koşa gitmiş ve şarlatanın övgülerine mazhar olmuştu…

RedHack operasyonunda tutuklanmasıyla gündeme gelen sosyalist isimlerden Taylan Kulaçoğlu, Hayko Bağdat’la ilgili söz hakkını kullanıyor… Hayko Bağdat’ın “kardeşim” diye hitap ettiği tefeciler tarafından üçkağıtla ekmek teknesi elinden alınan Taylan Kulaçoğlu, RED’e bir dönem Hayko Bağdat’a yazdığı bir cevabi metni yolladı. Bu metin, önceki gün Fethullahçılara yakın Ahval adlı internet sitesinde yazdığı provokasyon yazısıyla solun her kesiminden tepki alan Hayko Bağdat’ın pek bilinmeyen bir yüzünü de ortaya koyuyor.

İlk olarak Fethullahçıların ve CIA’nın ortak girişimi olan Taraf Gazetesi’nde yıldızı parlatılan Hayko Bağdat, Yetmez Ama Evet sloganının mucidi olmakla övünüyor, AKP’ye yağcılık yapıyor, Adnan Oktar’ın iftar yemeklerine bile koştura koştura gidiyor ve Adnan Oktar’dan “aferin” alıyordu. AKP’yi tüm iktidar kuvvetlerini ele geçirme sürecine taşıyan anayasa referandumunda canhıraş bir şekilde AKP için çalışan YetmezAmaEvetçi güruhun en öne çıkan isimlerinden Hayko Bağdat, AKP ile Fethullahçılar arasındaki çatışma sertleşince hemen yurtdışına kaçtı.

Yurtdışında talk-show yapmaya başlayan, bir yandan da Fethullahçılara yakın Ahval adlı sitede yazan Hayko Bağdat, son provokasyon yazısıyla bardağı taşırdı. Dün RED’de gündeme getirdiğimiz “tefeci ilişkisi” konusunda Taylan Kulaçoğlu da sessizliğini bozarak RED’de açıklama hakkını kullanmaya karar verdi. Söz konusu metin, Hayko Bağdat’ın “kardeşim” dediği tefecinin yediği herzeler ve onunla olan ilişkisi sosyal medyaya düşünce telaşla Taylan Kulaçoğlu’na yazılmış görüşme talebine karşılık olarak kaleme alınmıştı. Tefecilerle Kulaçoğlu arasında arabuluculuk yapmaya kalkışan ve bir miktar para karşılığı anlaşma “rica eden” Hayko Bağdat, Kulaçoğlu’ndan sert bir karşılık almıştı. İşte her şeyi anlatan o cevap:

Hayko merhaba,

Düşünsene 6 yıl boyunca tüm birikimlerimizi yatırdığım bir işletmem vardı.. Stopaj, içki, çöp, müzik vb tonla vergisini ödediğim, çalışan emekçilerin sigortasını günü gününe yatırdığım, ödemeleri bir gün sektirdiğim de ise devletin icra memurlarıyla muhatap kaldığım bir 6 yıl…

Gezi’nin öncesinde ve Gezi’de, ben ve kız kardeşimi fişleyen, “gezicilere kapılarını açıyorlar” “hükümet karşıtı sloganlarla yürüyorlar” diyerek bize baskı kurmaya çalışıldığı, Gezi’den sonra kimileri normal hayatına dönerken, ben ve benim gibi insanların bankalarla boğuştuğu, kredi kartı ekstreleriyle kafayı yedikleri bir 6 yıl…

Ailemizin 15 yıl çalışarak, varını yoğunu “tek bir dükkana” yatırıp “hayallerimizde olan” çin restoranını işletmek için direttiğimiz bir 6 yıl… Ve sonra da “Maoist olduğunuz için mi Çin restoranı işletiyorsunuz?” diye polis sorgularının olduğu finaller… “Taksim’desiniz, hem internetten hem reelden Geziyi buradan yönlendiriyorsunuz” diye saçma polis fezlekeleri, hakim soruları… Kapalı kapılar, sürgüler, f tipi ve tecrit odaları… İzlenmeler, baskılar tacizler, bıktırmak için elinden geleni yapan bir devlet pratiği… Saçma bir şekilde 2 senedir süren ve iddianamem bile olmadan haftada 2 gün polise gidip imza atmam… Babamı ölüm döşeğinde görememem, kanser olan kardeşimi ziyaret edememem, yurtdışında olan oturum iznimin iptali ve yurtdışı yasağımın devamı…

Ve tüm bunlara rağmen dik durmaya çalışmak, biat etmemek, onurlu kalmak için, kaçıp gitmemek, SADECE direnmek..

Şimdi ise ailemizin tek varlığı olan bu ekmek teknesi, zengin biri tarafından gasp ediliyor… 30 santimlik pencereyi “yangın çıkışı olsun diye” 50 santime çıkardığım için “anıta zarar vermekten” 5 yıl boyunca beni mahkemelerde süründüren devlet, senin “kardeşim” dediğin “zengin” insanların verdiği rüşvetlerle “tarihi binayı” 1 günde yıkmaya karar verdi!.. 2005’te güçlendirilmesi yapılmış, 8 şiddetli depreme bile dayanıklı ve altında TARİHİ bir “su sarnıcı” olan binamızı yıkacaklarını ve bizim de 60 günde çıkmamız gerektiğini belirterek, bizim tüm hayallerimizi bir kağıt parçasıyla öldürdüler. Çünkü kentsel dönüşüme sokmuşlardı ve kiracı olarak yapabileceğim hiçbir şey yoktu… Yapı denetim firmaları onlardandı, mahkemeler, kanunlar, belediyeler, müfettişler onlardandı… Benim elimde “haklılığımdan” ve “dostlarımdan” başka hiçbir şey yoktu… Alan zengin adamlar da bana tek kuruş vermeyi bırak “seninle konuşacak tek kelimemiz yoktur, avukatımızla görüş” dediler.

Bankalara borcumuzu kapatmak için “ne de olsa devredeceğiz, paramızı alacağız” diye insanlardan aldığımız büyük meblağlardaki borçların ağırlığı altında ezilmek bir yana,
bir de Ermeni milliyetine mensup, hayatımız boyunca hakları için savaştığımız insanlarla karşı karşıya gelmek bir yana… (Burada ufak bir dipnot vermekte fayda görüyorum; 2013’te atıldığım bir TV programında Taylan kimdir diye sorulan soruya “Babası Rum annesi Ermeni” diyecek kadar “öteki” olanlara aşık, “sistemin karşıt olduğu” ne varsa “ben oyum” diyerek sistemi karşıma almaktan çekinmediğimi, sistemin nefret ettiği şeylerle karşısına
çıkmaktan zevk aldığımı belirtmek de isterim.. Oysa ki babam Trabzonlu bir Çepni’dir, Annem ise Sımko Ağa’nın -wikipedia’den bakabilirsin- torunudur… Umurumda değildi çünkü etnik, kimliksel markalar, ambalajlar bu denli saçmaydı benim için.)

Hal böyleyken, tek bir umut kalmıştı… Bir duyum almıştım, söylenene göre bizim binayı alan ve kimse tarafından sevilmeyen, “faktöring” işiyle insanları soyan, kara para işi yaptığı söylenen ve siyasal iktidarın yalaması olduğu söylenen bu zengin kişi “Hayko Bağdat ile ARKADAŞMIŞ”. Nasıl sevindim anlatamam Hani biz safız ya, neyin ne olduğunu bilmiyoruz ya, direkt mutlu oldum… Ne de olsa Hayko bizdendi, ne de olsa Hayko muhalif, demokrat, kimseye eyvallahı olmayan biriydi. Bize bir haksızlık yapılıyorsa buna karşı çıkardı. Babası olsa buna dur derdi…

Aile olarak mutlu olduk, o gece ilk defa “yarını düşünmeden”, geleceğe dair sorunlarımız ne olacak demeden rahat bir uyku çektik. Sonraki günler biraz hüsran oldu. hafta arası arayacağım demene rağmen her gün sabahtan akşama kadar telefonunu bekledim.
Sonunda hafta sonu aradım. Her neyse, senden randevu almam her ne kadar uzun sürdüyse de ve ben de senin işlerin olduğunu düşünerek kendimi teselli ettiysem de- randevu günü Fatma’yı aradığımda ve 1 saat sonra Balo sokakta şuraya gel dediğinde uçarak geldim.. Hayko iyidir, Hayko halleder, Hayko haksızlığa gelemez diye o kadar yolu “Hayko diye yüzlerce zikir çekerek” bir çırpıda geldim.

İçeri girdiğimde Zekeriya Öz’ü HaberTürk’de izliyor, cep telefonunla uğraşıyordun. (Sanırım Zekeriya’nın “Hayko senin memleketteyim” dediği saatlerdi.) Neyse, kalktın ve
merhaba dedin, ama huysuz bir halin vardı ve hızlı bir şekilde konuya girmem gerektiğini hissettirdin. Sana olayları anlatırken o kadar huzursuz ve “biran önce anlat” gibi bir halin vardı ki toplasan 4 dakikada tüm olanları hızlıca anlatmak zorunda kaldım. Tam o ara içeriye bir erkek girdi, sen ona uçak saatlerini söyledin, sonra da o not aldı, üstüne “Fatma’ya check yaptır” dedin, karşılığında “tamam” dedi ve çıktı. Sonradan öğrendim ki binamı alan o zengin iş adamıymış bu senin için not alan. Türk filmi gibi, yardım istemeye gittiğim adamla bana zulmeden adamlar aynı yerde çalışıyorlarmış! Üstelik adam Hayko Bağdat’ın NOT’larını alıyor! İnanamadım. Aptallaştım tabii ki…

Konuyu toplam 4 dakikada bitirir bitirmez, önce işyerimi sordun, yerini tarif ettim sonra da bana hızlıca “yasaların burayı yıktığını, zengin bir işadamının bana para vermek
zorunda olmadığını, “vermezse vermez, adam istemiyorsa yapacak bir şey yok” diye anlattın durdun. Karşımda 4 dakika önce içeriye umutla girerken karşılaşacağım “acar”
ve “adil” gazeteci değil de, bir emlakçı vardı ve bana yasaları anlatıyordu! Ben ne kadar rica etsem, eğilip bükülsem de ikide birde “lafın arasına girip” binamı alan Balcıoğlu’nu kastederek “o benim kardeşim” deyip durdun. (Zaten o ara içeri girip senin notlarını almasından kardeşin olduğunu anladım!) Yasal olarak elimden bir şey gelmeyeceğini ama “başka bir eğilimim olursa” da “onun senin kardeşin” olduğunu bilmemi tekrar ettin.

Rica ettim, “lütfen, bir Ermeni ile karşı karşıya gelmek istemiyorum” dedim, sen de “ben bir şey için söz vermiyorum ama aktarılanları konuşacağım ailesiyle ama ne olur bilmiyorum”
diyerek prosedürü yerine getirip telefonum numaramı “bir daha” istedin. Ayağa kalktığımda ve kapının önünde beni yolcu ederken geriye döndüm baktım telefon numaram yerlerde sürünüyor…

Yine de “bir umut” çıktım gittim…

Aradan tam 41 gün geçti. Ne tek bir cevap ne beni arama ne de olumlu veya olumsuz tek bir sinyal… Bugün ise, algılayamadığım ve kafamda çözemediğim belirli sorular kaldı… Örneğin, “kardeşim” dediğin ve geceniz gündüzünüz beraber olan biri koskocaman iki bina alıyor, üçüncüyü de alacak ve aldığı bir binada Taylan Kulaçoğlu yerinden ediliyor ve “ne hikmetse” senin bundan haberin yok! Buna nedense inanamıyorum. Yine “kardeşim” dediğin insanın yıkım, talan, kentsel dönüşüm rantından yararlanarak tarihi bir binayı yıkmak istemesine “tek tepki” göstermeden ikide birde yasaları ve kanunları bana anlatan sen ile, muhalif gazeteci kimliğiyle Başbakan’ın Cumhurbaşkanı’nın kanunsuzluklarına her fırsatta giydiren sen arasında gidip geliyorum. Hangisi gerçek olan, inan bilemiyorum. Eğer dediğin gibi kanun buysa, kanunlar doğruysa, neden kanunsuzluklar üzerinden şöhret sahibisin? Neden ülkedeki kanunsuzluklardan şikayetçi olan bir kimliğe sahipken, iş “kardeşin”e gelince kentsel dönüşümü savunur oldun? Bunu da anlamıyorum! “Kardeşimdir dikkatli olun” diyerek “sahiplendiğin” insanın ve ailesinin AKP ile ilişkileri çok iyiyken, AKP belediyeleri bir dediklerini iki yapmazken, sen ise bunların tam zıt kutupta hareket ediyorsun ve bu zıtlıkla kendine bir kimlik edinmişsin ama o “ortak” büronuzda da gördüğüm gibi ikiniz birlikte çalışıyorsunuz!

Şimdi o mu sahte AKP’li yoksa sen mi sahte muhalifsin, çözemiyorum.

Aynı şey senin başına gelse ve bana bunu söyleseydin ve üstelik “kardeşim” dediğim biri adaletsizliği yapsaydı, “nasıl yapar” diyerek o an adamı içeriden çağırır ve bu olayı çözerdim, eğer çözülmüyorsa, gerekirse kardeşliğimi bile bitirirdim çünkü arada bir haksızlık var ve bunu senin gibi “muhalif” insanlara yapamayacaklarını düşünürdüm.
Ama zaten bence oraya “neden geldiğimi” de, neler söyleyeceğimi de önceden biliyordun.
Öyle ya kardeşim dediğin birinin aldığı binayı bilmemen “ha zambak sokak mı şu aradaydı değil mi” diye “masumane” sorun bile bence önceden kurgulanmıştı.

Tam 41 gün oldu aramadın ve bir iki güne çıkartılacağım. Aldığım borçları bir şekilde öderim. Öyle veya böyle. Ama bu lekeye sahip olanlar ömürleri boyunca bu lekeden kurtulamayacaklar. O leke az bir şey belirginsizleşse bile ben onu yeniden hatırlatacağım.

İnsanlara gelince, bu yaşadığım süreci, objektif olarak “hiç bina sahipleriyle görüşmediniz mi?” diyerek soru soranlara anlattım. Senin “kardeşimdir” diyerek binamı alanları ve bu olayı sahiplenmeni, bana yasalardan bahsedip “kanun böyle” demelerini, her fırsatta “aba altından” kardeşimdir diyerek gözdağı vermelerini anlattım. Ama kimseye sana edilen küfürleri etmelerini söylemedim, kimseye bir vargıda bulunun gidip bunu yazın demedim. Bunu deseydim inan çok farklı olurdu. Çünkü evet, defalarca söylediğin gibi senin “zengin” kardeşin var ama benim de “nacizane” senin tanımadığın “zengin olmayan” ama “onur sahibi” birçok kardeşim var ve benim kalbimi de “neye hizmet ettiğimi” de iyi biliyorlar. Her şeyimi alabilirsiniz ama yol’umu ve yoldaşlarımı benden alamazsınız. Çünkü adaletten başka hizmet ettiğim bir şey yok ve bu uğurda gerekirse de ölürüm, bunun utancı da “utanmayı bilen”lere kalır.

Ve evet son sözünde söylediğin gibi “umrunda değil” biliyorum ama; onurlu bir aileyi yok etmeye çalışanlarla kardeşsin. Umarım bir aileyi yok eden bu cinayette kardeşinin yanında olmaya devam edersin.

Seni tanıdığım için memnun oldum. Bu olay en azından beni biraz daha büyüttü, olgunlaştırdı. Paranın gücünü ve paraya tapanları biraz daha öğretti, sahte muhalifleri ve iktidarın yarattığı “kontrollü muhalif” anlayışını da. Yine de her şey için teşekkürler, beni aramak istersen yazdığım telefon numaram düştüğü yerde, yani senin büro masanın altındadır, eğer çöpe gitmediyse tabii!..

CEVAP VER