Seçim tavrımız: TAYYİP GİTMELİDİR!

0

ENTERNASYONAL ve PATRONSUZ DÜNYA, ortak bir seçim tavrı belirleyerek, işçi sınıfımızı ve devrimcileri “TAYYİP GİTSİN!” tutumunda birleşmeye ve 24 Haziran seçimlerinin ardından büyük bir mücadeleye hazırlanmaya çağırdı. İşte o seçim açıklaması:

24 Haziran Seçimlerine İlişkin Tavrımız

  1. Ülkemiz istisnai bir siyasi tablo ile karşı karşıya. Sadece siyasi tıkanmışlıkla değil, artık kontrol edilemez hale gelmiş olan bir iktisadi çöküşle de yüz yüzeyiz. Ve bu istisnai süreçte iktidardaki faşist cephenin dayattığı bir “baskın seçim” ile muhatabız. Dolayısıyla, seçim konusu genel laflarla geçiştirilemeyecek kadar hassas ve sorumluluk gerektiren bir önem kazanmış durumda. Bu konuda tavrımızı net bir biçimde ifade etmek istiyoruz.
  2. AKP iktidarı, tüm seçim yasalarıyla, hatta Yüksek Seçim Kurulu’nun kendisiyle oynayarak, kendi zaferinin tüm koşullarını yarattı. Faşist cephenin yamağı konumundaki MHP’ye “erken seçim çağrısı” başlıklı bir müsamere yaptırıldı, böylece seçim tarihi de iktidarın en işine gelen tarihe çekildi. Bu erkene çekilen seçim tarihi, iktisadi çöküşün kaçınılmaz olduğunun da bir ilanıdır. Sonuç olarak, AKP iktidarı siyasi ve iktisadi olarak sürdürülemez bir noktaya gelmiş, seçimi önceye çekmiş, iktidarı elinden kaçırmadan, emekçilere büyük bir saldırı başlatarak idare etmenin yollarını aramaya başlamıştır.
  3. Bu durumda “ana muhalefet” olan CHP’den beklenen, AKP’nin yeniden kazanmasına göre ayarlanmış bu seçim aldatmacasını reddetmek ve böylece tüm bir muhalefetin iktidarı sandıklarla baş başa bırakmasını sağlamaktı. Nitekim CHP’nin sandığa gitme tercihi olmasa ve milletvekili transferi yaşanmasa, en büyük sağ muhalefet partisi konumuna yükselen ‘İyi’ Parti de milletvekili seçimlerinde yer alamayacaktı. Böylelikle, “seçim” iktidardaki faşist cephenin kendi kendine yaptığı kötü bir temsile dönüşecek, kitle mücadelelerinin önü açılacaktı. Ne var ki, CHP “sol” görünümüne rağmen, kitle mücadelesine uzak ve dahası güvensiz bir burjuva partisidir. Bu sebeple, kitlelerin iktidara karşı büyük öfkesini yine sandığa hapsetme yönünde bir adım atmıştır.
  4. Öte yandan, sosyalist sol, herhangi bir kesimiyle ya da topluca, kitlelerin öfkesini ciddi bir boykot ve sokak mücadelesine akıtacak güçte değildir. Dahası, böyle bir irade sergileyememiştir. Seçim sathına girildikten sonra da, ne başkanlık seçimleri için, ne de milletvekilliği seçimleri için, seçimlerin ve düzenin gerçek yüzünü sergilemek için bile olsa sosyalist bir irade ortaya konamamıştır. Böylelikle, bu seçimlerde işçi sınıfının temsilcileri yer alamıyor. Bu durum önce itiraf edilmesi ve devrimci bir işçi sınıfı partisinin inşasıyla aşılması gereken gerçekliğimizdir. Ne yazık ki, bu, kısa vadede çözülecek bir mesele değildir.
  5. Sosyalist solun kitle mücadelesini yükselterek seçim sandıklarını aşacak bir irade ortaya koyamadığı mevcut atmosferde, halkın ve emekçilerin ezici çoğunluğu seçimlerden bir beklenti içine girmiştir. Böylesi kritik bir aşamada, seçimleri boykot çağrısı bizim için bir seçenek olmaktan çıkmıştır.
  6. İşçi sınıfımızın ve halkımızın ileri kesimleri tek bir talepte birleşmiştir: Tayyip Erdoğan gitmelidir. Sloganı Tayyip Erdoğan’ın kendisi belirlemiştir: TAMAM! Bu, Tayyip Erdoğan’da cisimleşen iktidarın devrilmesi talebi anlamına gelmektedir. Şimdilik bu talep seçim beklentisine bağlanmıştır. Bu durum göz ardı edilemez. Ayrıca, “ana muhalefet” CHP’nin hayret veren akılcı adımlarıyla birlikte, AKP’nin seçimlere ilişkin tasarladığı “yasal hileler” kendi aleyhine dönmüştür.
  7. Gelinen aşamada, halkın “Tayyip gitsin” talebine sahip çıkıyoruz. “Tayyip”in, yani AKP düzeninin kitle mücadeleleriyle gideceğini hep hatırlatacağız; öte yandan, halkın seçimlerden beklentisini dikkate alarak seçim sürecini de bir mücadele alanına çevirmek için çalışacağız. Sandığa dair tutum bunun bir parçasıdır.
  8. Birincisi, “Tayyip gitsin” talebinin gerçekleşmesi bakımından HDP’nin barajı geçmesi esastır. HDP’nin barajı geçmesi halinde AKP’nin parlamento çoğunluğunu kaybedeceği açıktır. Aksi takdirde, AKP’nin parlamento çoğunluğu sağlama imkanı doğacaktır. Buradan hareketle, HDP’nin ana çizgisi ile derin siyasi ayrılıklarımız ve bu çizgiye ciddi eleştirilerimiz olmasına rağmen, milletvekili seçimlerinde HDP’ye oy verilmesini doğru buluyoruz. HDP’nin çok sınıflı yapısı, liderliği içindeki liberal kesimler, Kürt meselesini AKP’yle çözme eğilimlerinin hâlâ dillendiriliyor olması dikkate alındığında, tavrımızın HDP’ye kefil olmak anlamına gelmediği, seçime dair bir “eylem birliği”yle sınırlı olduğu vurgulanmalıdır.
  9. İkincisi, başkanlık seçimlerinde, tüm emekçileri, esir tutulan HDP adayı Selahattin Demirtaş’la dayanışmaya çağırıyoruz. Selahattin Demirtaş’ın savunmasında değindiği hususların son derece önemli olduğunu, geçmişte Abdullah Öcalan ile anlaşma sağlayan AKP’nin bugünkü ikiyüzlü tutumunu teşhir ettiğini vurgulamak istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tayyip Erdoğan’a karşı Muharrem İnce’nin ikinci tura kalması halinde, CHP adayı Muharrem İnce’ye oy verme çağrısı yapacağımızı ilan ediyoruz. Muharrem İnce’nin, cumhurbaşkanlığını sembolik rolüne geri çekme ve parlamenter sisteme geri dönme sözü bu tutumumuzda etkilidir; öte yandan, bunun ikirciksiz bir patron partisi olan CHP’ye destek anlamına gelmediğini, tutumumuzun Muharrem İnce şahsında yine halkın “Tayyip gitsin” talebine uygun bir “diktatörlüğe karşı eylem birliği” ile sınırlı olacağını vurguluyoruz.
  10. 24 Haziran seçimlerinin hemen ardından, seçim sonuçları ne olursa olsun, çok zorlu bir sürecin bizi beklediğini hatırlatmak istiyoruz. AKP’nin oy hırsızlığı ve türlü hile ile halk iradesini gasp etmeye kalkışacağından kimse şüphe duymuyor. Dolayısıyla, oy hırsızlığına karşı sokakları fethetme iradesinin bugünden yaratılması şarttır. Hırsızlığı püskürtmek için halkın seferberliğini savunuyoruz. Öte yandan, AKP’nin kaybetmesi halinde, 25 Haziran’da yeni ve büyük bir mücadelenin başlayacağını vurgulamak istiyoruz. İktidara yapışanların makamlarını kolay kolay bırakmadığını ve her türden provokasyona başvurduğunu hiç akıldan çıkarmamak gerekir. 7 Haziran 2015’in hemen ardından patlayan bombaları, katledilen yüzlerce kardeşimizi unutmadık.
  11. Her durumda, sosyalistlerin, emekçilerin ve emek örgütlerinin derhal duruma el koyması ve şu acil adımların atılması için birleşik bir siyasi mücadeleye başlaması elzemdir:
  • Başta Erdoğan olmak üzere AKP’li bakanlar, yurt içi ve dışındaki bağlı bürokratlar ve birlikte iktidar olanaklarıyla ekonomik çıkar elde ettikleri tüm bağlantıları deşifre edilmeli ve yargılanmalıdır.
  • AKP’nin, Gülen Cemaati’nin ve diğer tüm tarikatların devlet, MİT, TSK, Emniyet, Hazine, yargı, eğitim ve kamu kuruluşları başta olmak üzere bürokrasideki tüm bağlantıları hızla tasfiye edilmeli ve yargılanmalıdır. Bu tarikatlara ait vakıflar, öğrenci yurtları ve kuran kursları derhal kapatılmalı, tüm ticari bağlantıları açığa çıkarılarak mal varlıkları kamulaştırılmalıdır.
  • Başta Suriye olmak üzere, Irak ve Katar’daki askeri birlikler geri çağrılmalı, askeri üsler kapatılmalıdır.
  • OHAL-KHK’ların işçi örgütleri ve emekçilere yönelik yaptırımları tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmalı, işçilerin tüm demokratik hakları güvence altına alınmalıdır.
  • İşçi sınıfının örgütlenme, söz söyleme, greve çıkma haklarını gasp eden tüm uygulamalara derhal son verilmelidir.
  • AKP döneminde zenginleşen (AKP liderliğiyle ortak iş yapan) bütün şirketlerin mal varlığına el konmalıdır. Şirket patronları ve bütün üst düzey yöneticileri derhal tutuklanmalı, yurtdışındaki sermaye ve diğer tüm varlıklarının hazineye devri sağlanmalıdır.
  • AKP döneminde imzalanan bütün ihaleler, uluslararası taahhütler, başta köprü ve yol geçiş ücretlerine verilen teminatlar iptal edilmelidir. Yapımı tamamlanmış olan veya devam eden tüm Kamu Özel Ortaklığı projeleri durdurulmalı ve hazineye devri sağlanmalı, bu projeler üzerinden tarafların elde ettikleri tüm haksız kazançlara el konmalıdır.
  • Tüm yandaş medyaya el konulmalı, medya organlarının satın alınması sürecinde devlet bankalarından verilen krediler, devlet güvencesiyle alınan krediler karşılığında patronların tüm varlıklarına tedbir konulmalıdır.
  • AKP döneminde –neredeyse tamamı taahhütlerini ihlal etmiş olan- bütün özelleştirmeler, tazminatsız olarak geri alınmalıdır.
  • Başta İran, Katar, BAE olmak üzere Hazine ile aralarında altın ticareti üzerinden gerçekleştirilen işlemler kamu yararı açısından soruşturulmalı, ilgili tüm kişi ve hesaplar ortaya çıkarılmalı ve sorumluları yargılanmalıdır.
  • İmam-hatipler kapatılmalıdır. Tüm ülkede parasız, bilimsel bir müfredata dayanan kamu eğitimine geçilmelidir.

CEVAP VER