Lümpen kitle ve sol…

0

Halkı, (hadi daha Marksist olsun) işçi sınıfını lümpen kitleden (kütle de denilebilir) ayırmak gerekiyor. Bunu hem kendi teorimizin taban bulması için hem de örgütlenme çalışmalarında başımızı taşa vurmamak için yapmak zorundayız.

Lümpen kitle, halkın, işçi sınıfının içinden olan ama sınıf için siyaset üreten solun (sınıf örgütü, partisi) dışında olması gereken zavallı ve dışlanması gereken bir kesimin ifadesidir.

Bugün bizim temel sorunumuz, işçi sınıfı ya da daha geniş anlamda ‘halk’ derken bu lümpen kitleyi de bu tanımların içine koymaktır. Temel yanlışımız burada başlıyor.

Öncelikle hiçbir sol programdan, emekten, onur ve haysiyetten etkilenmeyen ve adeta tek konuya programlanmış robotlar gibi davranan bu kitle iktidar ile ilişkilidir. Kapitalizmin en kullanışlı kitlesidir.

‘CİNSEL’ BİR İLİŞKİ

İktidar ile bu kitle arasındaki ilişkilerden biri manevi ve sanal bir cinsel ilişkidir. Maneviyat kısmını “düzülmek” için yanıp tutuşmak, sanal kısmını ise hep tatmin olmuş gibi yapmak oluşturur. Bu kütleye ahlak, ayıp, insanlık, medeniyet diyen sol, kitlenin gözünde “iktidarsız”dır. Bu önyargı da asla yakınlaşmamaları konusunda en sağlam referanslarıdır. Çünkü bu kütle için her şeyin kaynağı ve düğüm noktası “iktidar”dır. Daha doğrusu “iktidar” ile kurdukları ilişkidir. Maddi ve düzenle ilişki anlamında manevi iktidarsızlık ise affedilmez bir hastalıktır.

Düzen,  kütlenin düzülme isteğini bizzat ve itina ile yerine getiren en yalın “iktidar” halidir. Hatta yer yer bu “düzülme” isteğini sadistçe karşılaması onu daha da kutsal kılmaktadır lümpen kitle nezdinde.

LÜMPEN ‘HALK’TAN DEĞİLDİR

İşte bu kütleyi halkın ya da işçi sınıfının parçasıymış, mensubuymuş gibi algılayan bir ton sol teorik tespit yapılıyor. Neden bu kütlenin sola ve solun tespitlerine meyil etmediğine dair düşünenler ise kusuru, kütlenin özgün yapısında değil solun elitist olmasında, kitleyi anlamamasında buluyor. Bir açıdan haklı olabilirler, solda dogmatik, tekdüze, elitist ve kibirli yaklaşımlar da elbette mevcut. Ancak bu lümpen kütle konusunda bu tespit boşlukta kalır.

Tamam, mesela sol her bildirisine bu kitlenin hassasiyet yüklediği dini bir söylemle “bismillahirrahmanirrahim” diye başlayıp, sonra da derdini anlatsa… Bu kütle ikna olur mu?

Hayır! Çünkü lümpen kütlenin sağcılık kabulü ve solculuk önyargısı onu sadece kendisi gibi olanı tercih etmeye yönlendirir. Bu kütle, karşısındaki düzen örgütlerini ve o örgütlerin ikonlarını bir ayna olarak görmek ister. Aynaya baktığında gördüğü her zaman kendisidir. İçinde çırpındığı sistemde; tutarsızlık, yalan, iftira, tutarsızlık, dolandırıcılık, üçkağıtçılık, duruma göre şekil alma, güce boyun eğme, güçsüzü ezme tavır ve davranışlarını görmelidir. Hatta bunlardan emin olmalıdır.

LÜMPEN UYUŞTURUCUNUN NESNESİDİR

İşte eskilerin “her toplum layık olduğu yönetimi bulur” dedikleri olgu tam da budur. Belki burada “toplum” terimi biraz afaki kalır. Toplum yerine bu lümpen kitleyi koyduğumuzda mesele daha berrak hale gelir. Yılların erkek egemen diliyle oluşan “iktidar” mefhumu ve onun halk içinde sayılan lümpen kütlesi arasındaki ilişki böyle. Bu ilişkiyi sağcılık anlıyor ve gereğini yapıyor çünkü o bu kitle ile halkı daha iyi kandırmakta. Bu kitleyi halk gibi yansıtarak suyu bulandırıyor çünkü. Kitle de düzenle halvete hazır olunca ortaya karşılıklı al gülüm ver gülüm ilişkisi çıkıyor. Kutsal düzenin tattırdığı manevi iktidardan kaynaklanan sanal orgazm bir tür uyuşturucu etkisi yapıyor ve kütle kendisine bunu yaşatan düzene her şeyini vermekte tereddüt etmiyor.

Bu kütle solun (sınıf partisi, örgütü) kitlesine dahil değildir. Aksine işçi sınıfının düşmanı bir kitledir.

Sınıfı bu lümpen kütleden arındırabilirsek belki sınıf bilinci olan dindar işçiyi, kendini sağda zanneden ama haktan, hukuktan adaletten zerrece sapmayan boyun eğmeyen, güce yılışmayan işçileri, emekçileri anlayıp, onlara ulaşmanın yollarını da bulabiliriz.

Belki de teori yapmaya buradan başlayabiliriz. Ne dersiniz?

CEVAP VER