Kızıldere…

0


46 sene önce bugün Tokat’ın Kızıldere Köyü’nde bir katliam yaşandı. 10 genç insan, bu devletin asmaya hazırlandığı ‘Denizler’i kurtarmak için çıktıkları yolda, önceden alınmış infaz kararı neticesinde katledildi…

26 Mart 1972’de Ünye’de NATO radar istasyonundan kaçırdıkları iki İngiliz ve bir Kanadalı karşılığında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın serbest bırakılmasını isteyen Mahir Çayan ve arkadaşları 30 Mart günü Kızıldere’de kuşatıldı. Teslim olmadılar. Zaten infaz kararları alınmıştı. Devlet güçleri rehineleri kurtarmayı hiç düşünmemişti bile.Acımasızca saldırdılar. Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan, Sabahattin Kurt ve Nihat Yılmaz öldürüldü. Rehineler de o amansız ateş altında can verdi… Mahirlerin yanında bulunan Ertuğrul Kürkçü samanlıkta saklanarak sağ kaldı…

***

Elbette hataları vardı. Siyasi programları sınırlıydı. Yöntemleri tartışılabilirdi… Ama belirleyici olan bunlar değildi…

On’lar 46 senedir cüretin adı oldu. Adlarına nice türküler yakıldı. Binlerce Mahir doğdu.

26 yaşındayken, aynı örgütte bile yer almadıkları Denizler’i kurtarmak için canını vermekten çekinmeyen o cüret, emperyalizm karşısında eğilmeyi bir an olsun düşünmeyen kararlılık sonraki kuşaklara bir inadı devretti. Denizler idam sehpasını tekmelerken, hiç kuşku yok ki gözlerinin önünde On’lar canlanmıştı.

12 Eylül’ün zindanlarında, hücrelerinde yüzlerce günü bulan işkencelere direnenler, Mahirlerin örneğini takip etti. Bir masanın ardında ‘terörist’ diye teşhir edilen Remzi Basalak, Adana Emniyeti’ndeki o masaya tekmeyi aynı cüretle geçirdi. İşkencede katledilmesi teslim alınamayan o cürettendir.

Ethem Sarısülük, elinde silah olan katil polisin karşısına dikeldiğinde, cesaretinin kökleri Kızıldere’ye kadar uzanıyordu.

Türkiyeli devrimcinin geleneği Kızıldere’den patlak vermiş ve çoğalmıştır. Türkiyeli devrimci, zalimler karşısında kedi gibi miyavlamamayı öğreneli tam 46 sene olmuştur…

***

Bu ülkenin İslamcı akımlarının geleneğinde bir tek Mahir Çayan yoktur. Darbe girişimiyle birbirlerine düştüklerinde bile, fukaraları sokaklara döküp kendileri saklanmıştır. Birileri Pensilvanya’ya sinmiş, birileri “kefenle dolaştıklarını” söyleseler de, güvenli sığınaklarına tıkılmış, sokaktaki hesaplaşmanın neticesini beklemiştir. Emperyalizmden medet uman, kaderini düzen siyasetine bağlayan birer ucubedir hepsi.

Bu ülkenin bir umudu varsa, Amerikan masalarında şekillenen siyaset pazarlıklarında değil, sahtekar imamlarda değil, Kızıldere’de doğan güneştedir…

(Üç yıl önce Hakan Gülseven tarafından yazılmış bir yazıdır.)

CEVAP VER