İşçiler ve sol: Ne yapmalı?

1


Yılmaz Güney, “Tek yol devrim” diyordu. Peki, o “devrim” Türkiye topraklarına nasıl geri dönecek?

Türkiye’de sol hareket çok uzun bir zamandır sınıf zeminini kaybetti. Sadece bir dönemin işçi-emekçi ağırlıklı sol hareketlerinden ya da partilerinden söz etmiyoruz; kent yoksullarına ya da kısmen köylülere dayanan sol hareketlerde de benzer bir durum söz konusu. Onlar da sınıf zeminlerini yitirdi. Türkiye’deki sol parti ve gruplar, artık ağırlığını gençlerin oluşturduğu, kent merkezlerindeki ‘yaşam alanları’na sıkışmış, yarı-aydın çevreler haline küçülmüş durumda.

Bu anlamıyla Türkiye solunun kültürel bir varoluşa sıkıştığını söyleyebiliriz. İşçi sınıfı içinde, küçük de olsa bir yer tutamayan, ‘kültürel solculuk’ cenderesine sıkışan solun herhangi bir ‘yaptırım gücü’ kalmadı. Yani sol, sendikalara hakim değil, grev örgütleyemiyor, yer yer rol aldığı işçi direnişlerine ise, mücadelenin dengelerini kollamayan tutumuyla ve ‘reklamcılık’ hevesiyle faydadan çok zarar veriyor…

Grev gücü olmayan bir solun, yaptırım gücü yoktur. Yaptırım gücü olmayanın ise, cılız bir protestoculuk hali ile, büyük güçlerin yedeği olma hali arasında salınıp durması kaçınılmazdır. Kimi zaman AKP’nin, kimi zaman CHP’nin, kimi zaman ise PKK’nin vitrinine oturttuğu sözde ‘sol’ figürlere rastlıyor oluşumuz bundandır. Hiçbiri işçi sınıfının parçası değildir; kendini işçi sınıfının tarihsel mücadelesine yabancı vitrinlerde sergileyen, kendinden menkul bir ‘solculuk’ hali gelişmiştir.

Acıdır ama durum tam olarak budur.

Sınıf çıpası olmayan, her yere savrulur. Geçmişte AKP’nin vitrine koyduğu ‘Yetmez Ama Evet’ amigolarının yerine, bugün onların tam zıddı olan Perinçekgillerin oturmuş olması tarihin acı bir cilvesi değil, sınıfsız solculuk halinin bir sonucudur. Bir bütün olarak Türkiye solunun kimlik siyasetine hapsolması da aynı sınıfsız solculuk halinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki, ‘komünistlik’ bile bir kimliğe dönüşmüştür ve o ‘komünist’ kimliği işçilerden bağımsız, işçi sınıfının üzerinde, havada asılı bir balon gibi uçuşmaktadır.

Oysa Devrimci Marksist hareketin tarihsel hedefi, işçi sınıfının iktidarı fethidir. Devrimci parti, kendisini işçi sınıfının bir parçası olarak örgütlemekle, işçilerin iktidar organlarının yaratılmasına öncülük etmekle yükümlüdür. Eğer sol devrimcilik Türkiye’de yeniden tarihsel bir önem kazanacaksa, bu ancak işçi sınıfının bir parçası haline gelmesiyle başarılacaktır.

Solun etkinleşmesinin başkaca, ‘kestirme’ bir yolu yoktur. İşçi sınıfı içinde örgütlenen, işçilerin dertlerini kendi derdi olarak sırtlayan, kendini işçi sınıfının bir parçası olarak inşa eden yeni bir sol devrimcilik anlayışı yerleşmelidir. Hepimizi meşakkatli bir süreç beklemektedir.

Kaynak: ENTERNASYONAL

1 YORUM

  1. Yazıyı yazanın ismi yok. Üzerine alınan varsa cevap verebilir. BU yazdıklarınız Türkiye’nin değil Dünyanın solun devrimci mücadelenin sorunu Genel geçer (burada olduğu gibi) olmayan bir cevabınız var mı?

CEVAP VER