“İnternet de kesilirse duvarlara yazarız haberlerimizi!”

0

Aydın Doğan’ın veda mesajını aktarmak, iktidara hoş görünmek için dinci medyadan transfer ettiği “omurgasız ama mutlu” Ahmet Hakan’a düştü!-VİDEO

Türkiye basın tarihinde önemli bir devir kapandı; 1979 yılında Milliyet Gazetesi’ni satın alarak medya sektörüne giren Doğan Medya patronu Aydın Doğan iktidar baskısına dayanamayarak pes etti!

40 yıllık medya patronluğu macerasını AKP iktidarı döneminde bitirmek zorunda kalan Aydın Doğan, medya grubuna ait tüm mal varlıklarını AKP Genel Başkanı Erdoğan’a olan bağlılığıyla da bilinen Demirören Grubu’na sattı.

Doğan Medya Grubu’nun satışı kuşkusuz ülkede bir kırılma noktası oldu. Şimdi ortada iktidar tarafından hapis cezasıyla korkutularak mal varlıklarını değerinin çok altında bir fiyata satmak zorunda bırakılan bir işveren örneği, el değiştiren büyük bir medya ve sermaye gücü, bu gücü kendisine karşı olan herkesi susturma aracı olarak kullanacak bir iktidar var. Ve meselenin giderek kısıtlanan özgürlüklerden halkın haber alma hakkının gasp edilmesine kadar değerlendirilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken pek çok yönü…

Konunun basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı ve önümüzdeki süreçte kullanılabilecek mücadele yöntemleri kısmını DİSK Basın-İş Genel Başkanı gazeteci Faruk Eren ile konuştuk:

Faruk Eren

-Doğan Medya grubu bu satışla sadece sözde değil, özde de iktidarın emrine girmiş oldu. Durum Türkiye’de ilk etapta “laik ve batılı değerlerin” teslimiyeti olarak yorumlanırken yurt dışında “basın özgürlüğünün kara günü” olarak nitelendirildi. Aydın Doğan her dönem iktidar yanlısı bir medya patronu olsa da gücünün bu kez muhalif basının sesini susturmada tüm iktidarlar arasında en çok ileri giden AKP iktidarının tamamen eline geçmesi Türkiye için ne ifade eder?

Bu satış, sadece medya açısından değil, Türkiye demokrasisi için de tarihi bir olay. Aslında çoğumuz yakın zamana kadar şöyle düşünüyorduk: “AKP neden bu kadar çok medya organına sahip? Satmayan gazeteler, izlenmeyen televizyon kanalları ne işlerine yarayacak ki?” Ne işe yaradığını son referandumda gördük. Bir kişiyi bile ikna ederse diye tutuyorlar bu medya organlarını ellerinde. Yüzde bir alan partileri bile yuttular. (Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş örneklerini hatırlayın). Ama bu son hamle büyük bir oyun. Seçim öncesi saha temizliği yapıyorlar. En ufak bir aykırı ses bile bırakmak istemiyorlar. Geniş bir muhabir ağına sahip Doğan Haber Ajansı, Anadolu Ajansı’na dönüşecek. Seçimde nerede ne olduğunu sadece onların izin verdiği kadar öğreneceğiz, ya da bunu amaçlıyorlar. Ellerindeki bu devasa medya gücü kısa sürede değersizleşecek ama umurlarında değil. Tek istedikleri seçim kazanmak. Bunun da çok kolay olmadığını biliyorlar bu nedenle bu kadar büyük hamleler yapıyorlar.

-Bu satışın ‘muhalif medya’ üzerindeki psikolojik etkileri nasıl olur? Daha büyük bir korku ortamı veya oto sansüre neden olur mu?

Artık elde bir avuç gazete, televizyon kanalı ve internet sitesi kaldı. Aslında bu durum muhalif diye adlandırılan medya için bir şans olabilir. Haber alma derdi olan okur ve izleyiciler bu mecralara yönelecektir. Bu avantajı iyi kullanan gazeteler tiraj kazanabilir mesela. Ama bu kadar büyük operasyonu yapanlar zaten baskı altında olan bu medyayı da susturmaya çalışabilir. Örneğin gazete dağıtımı da Demirören grubuna geçti. Diğeri zaten onlardaydı. Örneğin gazeteleri dağıtmayabilirler. Buna da hazırlıklı olup alternatifler yaratmak gerekebilir.

-Satış haberinin hemen ardından İnternette RTÜK Denetimi düzenlemesi Meclis’ten geçti. Bu yasayla internetten yayın yapan muhalif kesimlerin de susturulması an meselesi. Bu durumda hâlâ yapılacak bir şey var mı?

Yapılacak şey tamamen susturulana kadar kamuoyuna gerçekleri duyurmaya çalışmak. İnternet medyası zaten keyfi bir baskı altındaydı. İstedikleri siteyi ya da haberi hiçbir hukuk tanımadan erişime engelleyebiliyorlardı. Şimdi yaptıkları, gazetecilerin internet üzerinden görüntülü haber yapmalarını engellemek. Ama istedikleri kadar çabalasınlar. Herkes emin olsun ki internet kullanıcıları RTÜK’tekilerden daha zeki. Seslerini duyurmak için çeşitli yollar bulacaklardır.

-Muhalif basın OHAL koşullarında bir yandan tutuklamalarla, göz altılarla, açılan davalarla uğraşırken, hukuk tamamen iktidarın emri altında çalışmaya mecbur edilmişken, mücadelesine devam etmeyi başarabilir mi?

Aslında gazetecilerin bir bölümünün bunca baskıya rağmen iyi bir sınav verdiğini söyleyebiliriz. Özellikle Cumhuriyet davası sırasında birçok yaratıcı eylem yaptılar. Yürüyüşlerine ve basın açıklamalarına yüzlerce insan geldi tüm baskıya rağmen. Bunlar önemli deneyimler. Tabii bir kısım gazeteci de her zamanki gibi ölü taklidi yapıyor. Onlar bizi ilgilendirmiyor. Mücadele edenler, gazetecilik derdi olanlarla bu durumu aşacağımıza inanıyorum.

-Doğan Medya’nın satışı muhalefet partilerini çok etkileyecek gibi gözüküyor. Mesela CNN Türk’e çıkan Kılıçdaroğlu orada konuşunca kendini bir iş yapmış sanıyor pek çok kişiye göre. Bu imkan da ortadan kalkınca “artık muhalifçilik oynamak son buldu” demek doğru bir yaklaşım olabilir mi?

Böyle bir şey olabilir mi, muhalefet ısrarcı olmak zorunda. Tabii ki tüm kapılar onlara kapanmaya çalışılacaktır. Ama buldukları delikten içeri girip seslerini duyurmak zorundalar. Bu konuda en talihsiz durumda olan HDP’liler yaklaşık iki yıldır tek bir televizyon kanalına bile çıkamıyorlar. Ama HDP kitlesiyle buluşmanın bir yolunu buluyor. Diğer muhalefet partileri de bulmak zorunda.

-Önümüzdeki seçim süreci bu satıştan ne kadar veya nasıl etkilenir?

Bu operasyon bana göre büyük oranda seçim için yapıldı zaten. Seçimin nasıl etkileneceğini ise seçim günü göreceğiz.

-Gidişatı takip edip endişe duyan, “ben ne yapabilirim ki” diye kara kara düşünenlere bir tavsiyeniz olabilir mi? Halkın bu kadar baskı altındayken gazete ve kampanyalardan kitap satın almaktan başka yapabileceği bir şeyler var mı?

Öncelikle gazete satın almalılar, izledikleri kanallara da kitap alarak destek vermeliler. Bunu yapmaları gerekiyor. Sadece izleyici olmamalılar. Birçok alanda insanlar itiraz ediyor. Onlara destek olmalılar. Örneğin KHK’larla atılanlar yurdun dört bir yanında tek başlarına, gözaltına alınmalarına, dayak yemelerine hatta tutuklanmalarına rağmen itirazlarından vazgeçmediler. Ama çok yalnızlar. Ülkedeki gidişata itiraz edenler bu insanları yalnız bırakmamalı, yanlarında olmalı. Gazeteci davaları öncesi adliye önlerinde açıklamalar oluyor. Oralara gitmeliler. Cumartesi Anneleri’ne, Adalet Nöbeti’ne destek vermeliler. İş cinayetlerine, kadın katliamına karşı yapılan eylemlere katılmalılar. Bu çok zor bir şey değil. Demokrasi ancak böyle korunur daha doğrusu yeniden tesis edilir.

-DİSK olarak mücadele için bir çağrınız olacak mı?

Az önce söylediklerimin yanı sıra halkı haber alma hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Tek sesli medyada daha çok kandırılacaklarını, daha da yoksullaşacaklarını bilmeli insanlar. Ama sadece bilerek ve hiçbir şey yapmayarak hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Herkes elini taşın altına koymalı biraz. Mesela önümüzdeki 1 Mayıs’a katılım çok fazla olsun. Gazetecileri ise DİSK Basın-İş içinde örgütlenmeye çağırıyoruz. Mücadele ancak mücadeleci örgütlerle verilir.

-Yıllarını basında çalışarak geçiren basın emekçisi Faruk Eren olarak bugün çalıştığınız gazete kapatılsa ve çalışacak tek bir yer kalmasa tavrınız ne olur?

Son gazete kapandığında, son televizyon kanalı karardığında, AK Gezenler paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacaklar. Şaka bir yana; gerçek gazetecilik yani kamuoyuna hakikati duyurma artık sadece gazetecilik değil. Demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası. Biz gazeteciler son ekran karardığında, çalışacak son gazete kapandığında da bu işi yapmanın yollarını buluruz. Eğer internet de kesilirse duvarlara yazarız haberlerimizi. Daha önce yaptık, yine yaparız!

CEVAP VER