Hiç şaşırmadık! Fatih Tezcan mütemadiyen kadın dövermiş!

0


Çocuk tacizi sadece tek biçim altında gerçekleşmez. Çocuk tacizinin farklı biçimleri var. Fatih Tezcan’ın kendi ufacık çocuğuyla kurduğu ilişkiye taciz denmez de ne denir?!

Komik halleri nedeniyle pek çok kişinin dalga geçtiği iktidar meczubu Fatih Tezcan’ı biraz deşince, arkasından kadına sistematik olarak şiddet uygulayan ciddi bir vaka çıktı. Fatih Tezcan’ın eski eşi Güzin Bilgi, evlilikleri boyunca sürekli şiddet gördüğünü ve şimdi de ölümle tehdit edildiğini açıkladı.

Güzin Bilgi, Ekmek ve Gül adlı internet sitesinden Sevda Karaca’ya konuştu. Fatih Tezcan, geçtiğimiz Eylül ayının başında, 2 Eylül’de Twitter’da, “Sözgelimi, bugün bayramda yasal hakkı olan bir baba yine kendisine çocuklarını göstermeyen anneyi öldürürse, devlet bu konuda ne diyecektir?” diye yazarak, eski eşi Güzin Bilgi’yi alenen ölümle tehdit etmişti. Fatih Tezcan şunları yazmıştı:

“Bugün yasal olarak çocuklarımla olma günümken anne 2 oğlumu 1 kızımı kaçırdı. Bilginize. Bayramlar başta olmak üzere bütün hayatları boyunca babalara bu velayet işkencesini çektiren devlet yetkilileri, çocuklarıyla beraberler mi? Devlet bu zulüm yasalarını değiştirmek için kaç kadın cinayeti daha olmasını bekliyor? Devlet hangi hakla babalara çocuk işkencesi yapıyor? Sözgelimi, bugün bayramda yasal hakkı olan bir baba yine kendisine çocuklarını göstermeyen anneyi öldürürse, devlet bu konuda ne diyecektir?”

Bu tehditlerin muhatabı olan Güzin Bilgi’nin Ekmek ve Gül sitesinde yayınlanan söyleşisinden satır başlarını aktarıyoruz:

  • Almanya’da doğdum. ‘92 yılına kadar Almanya’da yaşadım ailemle birlikte. Lise yıllarımdan itibaren Türkiye’de yaşıyorum. Irak Savaşı sürecinde yoğun bir şekilde savaş karşıtı hareketin içinde yer aldım. Fatih Tezcan da o alanlarla ilgiliydi. Tanıştık, 2003 yılında imam nikahıyla evlendik.
  • Aile içi şiddete konu olan dosyalarımız var, maalesef, evet. Ve bu olaylar adli mercilere de intikal etti, nihayetinde son yaşanan bir olaydan sonra da yaptığım başvuru sonrasında koruma kararı aldım. Deyim yerindeyse “şiddetli” geçimsizlik sebebiyle 2007 yılında ayrılma sürecimiz resmi olarak başladı. Davayı ben açtım. 2008’de boşandık. Velayet dışında hiçbir talebim olmadı.
  • (Fatih Tezcan’a göre) kadın yüzde yüz erkeğe itaat etmek zorunda. Onun hatta şöyle ifadeleri de var; kadının kafasını yarsa dahi erkek, kadın erkeği terk etmemeli, bunu da bana açık açık ifade etti. Hiçbir şekilde… Bu kafa yapısına göre Fatih Tezcan’ın düşüncesi kadının her şeye sabretmesi, bu tarz bir şey yaşandığı zaman da buna sabır ve rıza göstermesi. Kadının erkekten asla boşanma talebi olamaz ona göre. Fatih Tezcan’ın kafasında kurguladığı bir düzen de var; ideolojik alt yapısından yola çıkarak hayal ettiği bir yaşam biçimi de var; bu yaşam biçiminin de devlet tarafından da kabul edilip uygulandığı bir ülke hayali var. Bu sadece Fatih Tezcan’da mı var, onu da bilmiyoruz, bir sürü kişide, hatta devletin resmi yerlerindeki kişilerde de var mı?.. Fatih Tezcan şeriat düzenini istediğini açık açık ifade etmekten çekinmiyor. Devletin bunu uygulaması gerektiği konusunda çok çok açık ifadeleri var. O şeriat düzeninde de kadının rolü, toplumdaki ailedeki yeri noktasında birtakım radikal düşünceler var. Bu düşüncelerle ilgili de kamuoyunda hararetli tartışmalar dönüyor zaten. Ben şunu ifade etmek istiyorum sadece, bir toplumu varmış olduğu bir noktadan ileri taşımak yerine geri götürme gayretleri ve girişimleri bence insan doğasına bir kere aykırı olduğu için asla gerçekleşmesi mümkün değil, insan fıtratı bunu bir kere reddeder. Yani ülkemizi ele alırsak, Türk toplumunu ele alırsak, elde ettiği kazanımlarını bir kenara itecek bambaşka ve temelini kaç yüz yıl önceye dayandırmaya çalışacağınız bir toplumsal düzen anlayışına zorlamaya çalışacaksınız bu toplumu, toplum bunu kabul eder mi Allah aşkına? Gerçekçi olalım lütfen. Gerici düşüncelere ve kafalara inanıyorum ki yer yok ülkemizde. Gençler ve çocuklar artık her şeyi öğrenebildikleri, keşfedebildikleri bir çağda yaşıyorlar. Artısı olduğu gibi elbette eksisi de var. Ben şuna inanıyorum Türkiye güzel bir ülke ve daha da güzel bir ülke olacak yaşamak için, tabii ki çok fazla olumsuzluklar yaşanıyor, birçok insanda geleceğe dair umutsuzluk genel bir pesimistlik havası var evet, ama ben gelecekten ümitliyim, hem de çok, belki anne olduğumdandır ve her gün çocuklarımın gözlerindeki o ışıltıyı gördüğümdendir…
  • Ben bizzat mikro düzeyde bu yaşam biçimine maruz bırakıldım, buna boyun eğemeyeceğimi gördüm. Bunun bir kadın için yaşamak açısından imkansız olduğunu anladım. Bunu reddettim. Böyle bir yaşam olamaz baskı altında, şiddet altında yaşamak zorunluluğunu dayatmak gibi bir şey olmaz.
  • (Fatih Tezcan) kadın cinayetlerini işleyen erkeklere empati duyuyor, kadın cinayeti işleyen erkeklerin bu suça çocuklarına sahip çıkma güdüsüyle kalkıştığını söylüyor, bir yandan tabii ki şöyle bir sonuç çıkıyor, bu cinayeti işleyen, bu gaddarlığı, vahşeti gerçekleştiren erkeğin davranışını bir yerde “haklı” çıkartıyor. Bu kadar cinnet geçirmesinin ardında şu yatıyormuş, “Baba çocuğu o kadar sahipleniyor, o kadar seviyor ki annesini öldürüyor”! Bu düşünce cinayete teşvik olarak yorumlanabilir pekala. Yorumdan ziyade tehdit var ortada zaten. Ne olursa olsun cinayet işlenmez, insan yaşamı kutsaldır demiyor. Cinayet işlenmemesi için medeni hukuku değiştirin diyor. Kendi acziyetini ve açığını bu garip argümanlarla kapatmak istiyor ama bir cinayetin hangi sebeple olursa olsun meşrulaştırılması söz konusu olamaz.
  • Fatih Tezcan, Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile görüştüğünü sosyal medyada yazdı ve bana da mesajla yazmıştı. Ben bakanla görüştüğüne inanıyorum. Doğrudur, görüşmüştür. Aile Bakanı “Böyle bir görüşme yapılmadı, ben böyle bir şey demedim” diyebilirdi, demedi bu zamana kadar. Onun bana smslerle aktardığına göre bakanla görüşmesinde hikayenin daha yarısını aktardığında bakan hanım ağlamaya başlamış ve “Fatih bey isterseniz hemen çocukları alalım” demiş. Hukuki kısmı da konuşmuşlar, velayet bende olduğu için bakanlık çocukları benden alıp çocuk esirgeme kurumuna yerleştirecekmiş anne paranoyak şizofren, ateist ve devlet düşmanı diye. Hemen acil bir velayet davası açılıp çocukların babası velayeti alacakmış. Bunu planlamış, bunu konuşmuş dediğine göre, ve Aile Bakanı buna olur vermiş. Aile Bakanı ile görüşmesini sosyal medya hesabından paylaştı. Ben de kendi sosyal medya hesabımdan bu iddiayı sordum Aile Bakanına. Henüz “hayır böyle bir görüşme yapılmadı” diye bir yanıt almadım ben.
  • (Fatih Tezcan’ın iki yaşındaki oğluyla çektiği yeni yıl videosunda, cep telefonundan çocuğa çeşitli fotoğraflar gösterip ‘Bu şerefsiz mi?, ‘Bu şarlatan mı?’ gibi sorular soruyor, ardından ekrandan bir fotoğraf gösterip ‘Oğlum bu geberince mezarını patlatsınlar değil mi, 2 yaşındaki çocuk bile bu şerefsizin şerefsiz olduğunu söylüyor” ifadelerini kullanıyor. Genel olarak çocuklarıyla kurduğu ilişki böyle midir?..) Evet, genel olarak bu çocuklarla kurduğu ilişki. “Dava” dedikleri bir şey var onun, ben de tam olarak bilmiyorum nedir bu “dava”… Buna çocukları da dahil etmek istiyor ve dahil etme biçimi de ortada. Bu ne kadar sağlıklı, sağlıksız herkes kendi değerlendirmesini yapabilir.
  • Devletin en temel görevi vatandaşlarını korumaktır. Bu çatı altında düşündüğümüzde kadını korumak evet devletin temel görevidir. Senin bir Aile Bakanlığın varsa bu bakanlığın aileyi, kadını, erkeği de elbette, çocuğu da korumak zorunda. Kadını ve çocuğu korumak konusunda devletin bu konuda yaklaşımı çok önemli. Kadınlar kendilerini yalnız ve güvensiz hissediyorlar mı sorusunu sorarsak, tabii ki hissediyorlardır. Herkes tırnak içinde şanslı olmayabilir, ailesi arkasında durmayabilir ki çoğu zaman da durmuyor zaten aile, desteklemiyor. Hata yaptı, acısını da kendisi çeksin diye düşünülüyor, aile dışarıya rezil olmak istemiyor vesaire. Aile sahip çıkmadığı zaman kadın gerçekten güvende olmuyor ve açık hedef haline geliyor. Şiddeti yaşadığı erkek tarafından her an tekrar şiddete uğramaya hatta bir adım ilerisinde öldürülmeye açık bir hedef haline geliyor. Bu noktada devletin etkinliğine bakarsak, hiçbir şekilde bu kadının son aşamada cinayeti yaşamaya maruz bırakılma noktasına engel olmak için hiçbir etkinliği yok. Koruma yasası var, o yasanın ne kadar işlevsel olduğu tartışılabilir, ben şahsen kaç kere şunu deneyimledim, bu koruma kararı olmasına ve karar ihlal edilmesine rağmen kolluk kuvvetlerinin müdahale etmediğini yaşadım. Kanunun var olması olumlu bir kazanım ama uygulamaya baktığınızda örneğin koruma kararının bir örneği Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne yollanıyor. Ben merak ediyorum bu koruma kararına il müdürlüğüne gönderdikleri zaman, amacı ne, niye gönderiliyor, nereye gönderiliyor, hangi birime gidiyor bu karar, hangi birim bu karar üzerine bir çalışma başlatıyor? Öyle bir mekanizma var mı yoksa bu kararlar rafa mı kaldırılıyor? Bunu Aile Bakanlığına sormak istiyorum ve cevap vermelerini rica ediyorum.
  • Hiçbir şekilde çocuklarımı ve beni koruyan bir mekanizma yok ortada. Sadece benim çocuklarımı ve beni değil, genel anlamda çocukları ve kadınları koruyan bir anlayış, işleyen bir mekanizması yok devletin.

Röportajın tamamı için: Ekmek ve Gül

CEVAP VER