Doğanın pornografisi ve kötülük paradoksu

0

Freudiyen sinema denince günümüzde birçok sinemaseverin aklına birincil olarak David Lynch gelse de, bana kalırsa Kubrick dönemsellik bakımından bir adım önde. Kubrick’i diğer yönetmenlerden ayıran en popülerleştirilmiş özelliği mükemmeliyetçiliği. Fakat benim için diğer yönetmenlerden ayıran asıl özelliği bilinçaltı cesurluğuydu. Pornografi ve şiddet insanın tarihsel evrimi içinde önemli bir yer tutuyor ve Kubrick bunu varoluşun temeli olarak yansıttı.

Otomatik Portakal, bir grup ‘öfkeli’ gencin devlet otoritesine karşı kendi otoritelerini sağlama çabası, kan, kaos ve kaosun getirdiği varolma hazzı üzerine işlenmiş bir eser iken, İngiltere hükümetinin gazabına uğradı ve yasaklandı. Fakat yasaklanmasının pek bir önemi olmadı ki Borgess kısa bir süre içinde tanınıp okunup artık ün sahibi bir kült romanın yazarı oldu. Kubrick pornografi, şiddet ve kaos üzerine yazılmış bu eseri bir süre inceledikten sonra o dönem kendisine şartsız koşulsuz özgürlük vaadeden Warner Bros. ile görüşüp bu eseri uyarlamak istediğini söyleyip çalışmalara başladı ve Kubrick ile Warner Bros.’un ilk meyvesi olarak dünyaya geldi…

Film Alex ve diğer çete üyelerinin Kubrick’in meşhur ‘üst bakış’ fantezisi ile kameranın kadrajında bulunduğu sahne ile Korova Bar’da ellerinde ‘av’ öncesi enerji depolamak için içtikleri süt ile başlar. Sütün içinde ‘Amfetamin, Meskalin ve Adrenokrom’ gibi maddeler bulunmaktadır. Bu maddeler Alex’in de film içersinde açıkladığı gibi “dinçlik hissi, aşırı şiddet ve aşırı azgınlık” etkisi gösteriyordu. Britanya’da endüstri sonrası adalet ve ahlak kavramlarının öznelleştiği bir toplumda,  varoluş mücadelesi Alex gözünden anlatılır. Şiddet ahlaki olarak salt bir şekilde ele alınmaması gerektiği  gibi, çetenin eylemleri de varoluş çerçevesinde yargılanmalıdır. Müzik marketinde tanıştığı kadınlar ile  evdeki sex sahnesinin hızlandırılması da tüketici bir toplum göndermesiydi mesela.

Çete geceleri eğlenmek için adam dövmekte, tecavüz etmekte ve kendi otoritelerini sağlamaktadır. Alex’in çete ile anlaşmazlığa ve hiyerarşik olarak üst konuma geçmeye çalışmasından dolayı diğer üyeler tarafından tuzağa düşürülür ve bir soygun sırasında yalnız bırakılarak kolluk kuvvetlerine teslim edilir.

Film renklendirme olarak iki bölüme ayrılır. Birinci bölüm, yani çetenin aktif eylemselliği ve ikinci bölüm Alex’in hapishane ve tedavi sonrası süreci. Birinci bölümde renklendirme daha kırmızı tonlardayken ikinci bölümde kırmızı tonların yanına mavi de eklenir.  Zaten filmin başlangıç jeneriği de kırmızı ve mavi fonların üzerine final jeneriği ise kırmızı ve maviye ek olarak yeşil ve mor üzerine yazılmıştır. Kırmızı renk psikolojisinde isyanı, kaosu, cinsellik ve şiddeti uyandırırken, mavi sakinliği, işbirliğini ve anlaşmayı; yeşil parayı, dinçliği, yenilenmeyi; mor ise lüks hayat ve zenginliği temsil eder. Final sahnesinde bakan ile anlaşmaya varmalarından yola çıkarak bitiş jeneriğinin fonlarının gayet yerinde kullanılmasını anlamış oluyoruz. İkinci bölümde kırmızının yanına mavinin de iliştirilmesi basite indirgendiğinde Alex’in kişiliğini bastırması ve işbirlikçiye dönüşmesini, uysallaşmaya çalışmasını temsil eder.

Alex’in film boyunca anlatıcı konumda bulunurken ve film içersinde diyalog halindeyken sürekli bir şekilde diğer insanlara karşı “Kardeşim” diye hitap etmesi aslında kötülüğün evrensel ve insanı insan yapan herkesin özünde kötü olduğunu belirtmeye çalışan bir hareket. Kubrick film boyunca bize “Kötü nedir, kötülük nedir, ahlaki ve etik olmanın kıstası nedir?” gibi sorularla filmi çözümletmeye çalışıyor.

Alex o kadar kötüdür ki hapishanede İncil okurken bile kendisini çarmıha gerilen İsa’nın yerinde değil, onu çarmıha geren Romalı askerin yerinde hayal eder ve onunla bağdaştırır. Devlet eliyle yapılan bir dizi deneyler ve testler sonucu suçlunun suç refleksi tamamen yok edilip -Tiksindirme Terapisi- topluma geri dönmesine izin verildiğini duyar ve gönüllü olarak buna katılmak ister. Belirli deneyler ve testler sonunda suç refleksi köreltilmiş, şiddete başvuru yolu kapanmıştır, aciz bir duruma düşmüştür fakat unutulan bir nokta vardır ki evet Alex değişmiştir ama dışarıdaki dünya hâlâ aynıdır. Rahip’in ilk önce kütüphanede daha sonra bakanın kamuya, suçlu üzerinde başarılı bir tedavi uyguladıklarını kanıtlamak için özel olarak düzenlediği şovda sahneye atlayıp tepkisini ele alırsak “insan iyi ve kötü olmayı kendi seçer. Alex’in kötülüğü seçim şansı olmaması, onu iyi bir insan yapmaz. Sadece kısıtlar,”  gibi dizi itirazlardan oluşan sahnedeki bakanın repliği aslında devlet ve ahlak ilişkisini en net şekilde açıklayan bir cümledir. “Biz ahlakla değil suçu bitirmekle ilgileniyoruz…”

Alex hapishaneden çıktıktan sonra evden kovulması ve eski çete arkadaşlarının şiddeti legalleştirme yolunda adım atıp polis olmaları sonucu bir ormanda kendileri tarafından işkenceye uğrayıp yolu Home (Yuva) adlı malikaneye şans eseri geri dönmüştür. Çark tersine dönmüş, kötülük artık el değiştirmiş , Alex ‘iyileşmiş’tir!.. Karısına tecavüz ettiği yazar tarafından başta tanınmayıp içeri alınmış ve temizlenmesi için duşa sokulduğu sırada söylediği bir şarkı ile yazarın o gece karısına tecavüz edilirken söylenen şarkı olduğunu hatırlaması sonucu film artık geçmişten gelen bir hesaplaşmaya doğru ilerlemiştir.

Bu sahne filmin kırılma noktasıdır. Alex suç işleyen bir çetenin başındayken, hepimizce kabul edilen gerçek, kötü olduğudur. Peki suçludan intikam alan mağdurun intikam pratiğinin de kötülük üzerine olduğunu varsayarsak, bu onu da kötü mü yapar yoksa tolare edilmesi gereken bir durum mudur? Tam bu noktada filmin temel sorusu ön plana çıkmaktadır: “Adalet nedir, kimin elinde olmalıdır?” Bunu göz ardı etmek yerine biraz daha politik terminolojide tartışırsak, “halk mahkemesinde yargılanmak” sizce adil midir? Yargılanmak hangi kıstaslarda adildir ve ceza soğutucu mu olmalıdır yoksa caydırıcı mı?..

Yanlış hatırlamıyorsam Nietzsche’nin “Ahlak ve etik olan” üzerine yaptığı bir araştırma sonucu, ahlaki ve etik bulduğumuz davranışların ve aynı zamanda tam tersinin çok eski zamanlarda dönemin soyluları tarafından vicdani olarak koyulan kurallar ve yazılı olmayan yasalar olarak bugüne geldiği ve kalıplaştığı ortaya çıkmıştır. Film aslında iki kavram üzerine dönüyor “Ahlak ve Adalet…”

Gelelim son sahneye… Yazarın işkencesine dayanamayan Alex camdan atlar ve hastaneye kaldırılır. Kamu baskısına dayanamayan bakan Alex’i ziyarete gelir ve onunla işbirliği yapmayı önerir, ona yanlış yapıldığını dile getirir. Sahnenin vurucu cümlesi olan “Yanlış tavsiyelere uyduk, sorumlular cezalandırılacaktır hiç merak etme” denmesi yakın tarihimizde gerçekleşen bir dizi olayı ve devlet hassasiyetini göz önüne koymaktadır. Kısacası bakan “kandırılmıştır”!

No Smoking adlı filmin bir sahnesinde eski bir Kızılderili atasözü zikrediliyor ve şöyle deniyor: “Her insanın içinde sürekli kavga eden iki köpek vardır. Biri iyi diğeri kötüdür. Kim kazanır biliyormusun? En çok beslediğin…”

  • DERVİŞ KIZIL

CEVAP VER