Ah bizim şu bitmeyen kan tutkumuz!

0

Mal bulmuş mağribi gibi atladı magazin medyası. Üstelik “arkadaşım” diyerek atıp tuttu kimileri, utanmadı hiçbiri!

Birileri Filiz Aker’in “saplantılı aşkından” tuttu, öbürleri Vatan Şaşmaz’ın “paragözlüğünden” dem vurdu.  Fakat kimse o otel odasında patlatılan 5 kurşunun sesini kimsenin neden duymadığını sormadı. Aslında sorulması gereken birinci soru bu! Biz de işi ehline sorduk; bu işler üzerine yıllarca kafa yormuş, Seri Katiller kitabının yazarı Sevinç Yavuz yazdı!

AH BİZİM ŞU BİTMEYEN KAN TUTKUMUZ!

Yazıya küçük bir hatırlatmayla başlayalım. Sesin seviyesini ölçmede kullanılan birim desibeldir. İnsan kulağı en hafif bir yaprak hışırtısından, jet motorunun yüksek sesine kadar birçok şeyi işitebilir. Oysa jet motorunun sesi insanın işitebileceği yumuşak bir fısıldamadan bir trilyon kat fazladır.

Anlatmaya devam edelim; insan kulağının işitebileceği en düşük ses seviyesi yani sessizlik, sıfır desibeldir. Bu seviyenin 10 kat fazlası yaprak hışırtısı 10, kütüphane fısıltısı 30, otobandaki trafik 70, ambulans sireni 100, bir jet uçağının kalkışı 150 desibeldir. Bu liste uzayıp gider böyle.

Şimdi gelelim bir tabancanın çıkardığı sesin gücüne; tamı tamına 165 desibeldir. Kısaca, bir otel odasında beş el ateş edildiğinde, o odadan beş kez jet motoru havalandırmış gibi ses üretmiş olursunuz…

İddia edildiği gibi Filiz Aker Vatan Şaşmaz’ı öldürdüyse, o odadan çıkması gereken ses gücü bu. Üstelik kapalı bir odada bu sesin sonik bir etki yaratacağını da göz ardı etmemek gerek.

Ama ne hikmetse bütün oteli inletmesi gereken bu ses, Conrad gibi geleni gideni çok, güvenliği üst düzeyde bir otelde ne yan odadakiler ne kat ne de güvenlik görevlileri tarafından duyuldu.

Dünyadaki en iyi susturucular silah sesini 50-60 desibele, yani normal konuşma gücüne kadar düşürebiliyor.

Vatan Şaşmaz cinayetinde akla takılması gereken en önemli sorulardan biri buyken günlerdir medya, bütün kan sevici iştahıyla (anmak bile istemediğim detaylarla) Filiz Aker ve Vatan Şaşmaz’ı konuşuyor. Ekran karşısına çöreklenmiş halkımız da bu şiddet pornografisini aynı iştahla izliyor.

Telefon mesajlarındaki kopukluk, odadan çıkan iki kişi iddiası, Şaşmaz’ın odaya gelirkenki rahatlığı, Aker’in yeğeninin ifadesindeki tutarsızlıklar gibi onlarca soru daha aydınlanmayı beklerken üstelik…

Vatan Şaşmaz cinayeti sürecini izlerken aydınlatılamadan karanlığa gömülmüş onlarca cinayet dosyasını düşünmeden edemiyor insan. Çünkü Filiz Aker’in sağ eline giydiği eldiven

şu soruları sorduruyor ister istemez; On beş metrekarelik bir odada arkasını dönüp giden bir adama ateş etmek için eldiven giymeye ne zaman vakit buldu? O sırada silah neredeydi? Diyelim ki silahı eline aldı; Şaşmaz dönüp giderken öldürmekle tehdit etti, eline eldiven giymiş birini ciddiye almamak pek mümkün değil. Bu durumda Şaşmaz’ın dönmesi ve müdahale etmesi gerekirdi. Bu durumda odada boğuşma izleri olması gerekirdi…

Tıpatıp benzemese de, bir cinayet soruşturması doğru yürütülmediğinde nelere mal olabileceğine dair başka bir davaya bir bakalım şimdi…

Yıl 1996… Ankara Batıkent. Hasan T. Evine geliyor. Kendisi polis memuru, eşi Hatice T. de öyle. Çift evleneli çok olmamış ama sık sık kavga ediyorlar. O akşam da küs oldukları için konuşmadan salona geçiyor. Gelirken aldığı bir 35’lik rakıyı içmeye başlıyor. Saatler ilerliyor, çift yeniden kavga ediyor. Hatice T. yerinden kalkıyor, yatak odasına geçiyor, beylik tabancasını alıyor, iki eliyle çenesinin altından kendini vurarak intihar ediyor.

Hasan T.’nin ifadesi bu. Polisler meslektaşlarının ifadesini doğrulamak için olay yerine geliyor. Daire kapısı açılıyor. Televizyon ve müzik setinin sesi sonuna kadar açık. Oturma odasındaki sehpanın üzerinde bir içki bardağı duruyor. Sonra yatak odasına giriliyor. Tuvalet aynasıyla yatak arasında yerde bir kol saati duruyor. Hasan T.’ye ait. Yatak kanlar içinde. Kendini vurduğu silah, gardıropla yatağın arasında, halının üzerinde duruyor. Komodinin üzerinde deforme olmuş bir mermi çekirdeği, gardırobun tam karşısındaki duvarda ise, mermi izi bulunuyor. Duvardaki iz, tam olarak Hatice T.’nin kendini vurduğu bölgenin arkasında…

Odada kavga edildiğine ya da boğuşma yaşandığına dair bir bulgu yok. Olay yerindeki bütün detaylar Hasan T.’nin anlattıklarıyla örtüşüyor.

Ta ki, otopsi uzmanı mermi çekirdeğinin girişindeki tuhaflığı fark edene kadar. Bir insanın kafatasına mermi çekirdeği isabet ettiği an giriş deliği mermi çekirdeğinin çapına çok yakın iz bırakır. Ve bu izlere bakarak atış mesafesi tespit edilir. Başka deyişle biri intihar ettiğinde merminin girdiği yerde namlunun izi görülür. Adli tıpçılar buna maden çukuru der. Bu çukur barut izi ve patlama kalıntılarını da taşır. Hatice T’nin yumuşak dokusunda yanık ve barut izi yoktu… Daha önemlisi o açıyla 30 santimetre mesafeden kendini vurması imkansızdı.

Uzun lafın kısası, hakkıyla yürütülen bir cinayet dosyasında meslekten edindiği bilgilerle karısını öldürdükten sonra intihar süsü vermeye çalışan bir polisi rahatça yakalamak mümkün.

Bugüne kadar medya, insanların yatak odalarına ve özel hayatlarına gösterdiği saygısız ve salyalı ilginin birazını doğru sorulara yöneltseydi şimdi bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik. Üstelik yüzümüz kızarmadan…

CEVAP VER